İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Sonsuzluğa Kadar Cumhuriyet

Değerli Sanayici Dostlarım;
Küresel salgın ile birlikte ilk kez deneyimlediğimiz şeyler yaşıyoruz. Covid-19 her alanda pek çok değişime yol açtı. Bu değişimlerin en çok etkilediği alan ise ekonomi oldu. 2020 yılı ile birlikte küresel sistemde beklediğimiz iyileşme süreci öylesine büyük bir darbe yedi ki dünyanın en büyük ekonomilerinde dahi büyüme performanslarında keskin düşüşler yaşandı. Bu dönemde gelişmiş ülkeler ile diğer ülkelerin arasındaki GSYH, ihracat payı gibi verilere baktığımızda, dünyadaki gelir paylaşımındaki dengesizliğin iyice arttığını görüyoruz. Bu dengesizlik gerçeği, aşı bulunduktan sonra dağıtımını bile şekillendirecek düzeyde adaletsiz bir tablo gösteriyor. Aşı bulunduğunda ilk önce gelişmiş ülkeler faydalanacağı için onların toparlanma süreçleri daha önce başlayacak, aşıyı bekleyenler ile aralarındaki mesafe daha da açılacaktır. Dünyada bu tür sorunları çözmek, adalet ve güveni tesis etmek için kurulan Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumların da büyük devletlerin oyun sahasına döndüğünü görmek üzüntü vericidir.
 
Salgın öncesine ait ekonomik ve finansal söylemler değerini yitirdi. O dönemde şirketlere, devletlere ‘aman borçlanmayın’ diyenler, bugün ‘eğer ihtiyacınız varsa veya borç alacak kaynak bulduğunuzda kaçırmayın, bugün virüsle savaşta ekonomik olarak ayakta kalma günüdür, salgın bitince ödemenin yollarına bakarsınız’ diyorlar.
 
Türkiye gerçeklerine bakarsak kısıtlı finansal kaynakları olan işletmelerin, özellikle KOBİ’lerin önemli bir bölümünün sermaye yetersizliği sorunu yaşadığını ve bu nedenle uzmanlar ‘almayın’ deseler de borçlanmak zorunda oldukları, iş dünyasının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Buradaki soru ise günü geldiğinde bu borçların nasıl çevrileceğidir. ‘Nasıl ödenecek’ diyemiyorum çünkü bu borçları ödemeye kaynak olabilecek ne kazanç ne de tasarruf yapma ortamı vardır.
 
Salgını yaşamaya devam ettiğimiz bugünlerde salgın sonrası için düşünmemiz gereken tek şey borçlar değildir. Salgından nasıl çıkacağımızı, salgın öncesindeki konumumuza nasıl geleceğimizi, sonraki adımda ise rekabet ettiğimiz ülkelerinin nasıl önüne geçeceğimizi planlamak zorundayız. Görünen o ki, bu virüs iş yapma tanımlarını yeniden yazdırmaktadır. Sosyal mesafelerin, yeni mekan düzenlemelerinin, elektronik ticaretin, hızlı ve güvenilir lojistik hizmetlerin tekrar şekillendirilmesi, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi, ulusal kaynakların azami derecede kullanılması, çevre ve hijyen gibi unsurların öne çıkması, ulusal üretimin korunması, özellikle tarımda kendine yetebilen düzeye gelinmesi gibi makro hedeflere odaklanmak zorundayız.
 
Bu noktada Türkiye için sormamız gereken bazı sorular var. Bu değişimler için gerekecek teknolojik altyapıda hangi seviyedeyiz? Bu yeni dönemde bize gereken insan kaynağına sayı ve kalite olarak sahip miyiz? Ülkeler ve bloklar yeni kurallar belirliyor. Örneğin, en büyük pazarlarımızdan olan Avrupa Birliği hazırladığı Orta Vadeli Programı içinde “Yeşil Mutabakata” yer verdi. Biz bu tür yeni dünyaya ait değişimlere hazır mıyız? Toparlanma döneminde istenen değişimin yakalanması ve yeni döneme intibak için gereken tüm güce özel sektörümüz sahip olmadığına göre, bazı alanlarda gerekecek olan güçlü kamu desteklerini ve yatırımlarını bulabilecek miyiz?
 
Bu soruların cevaplarını yorumlarken ve ruh halimi yazıya nasıl aktarayım derken, Prof. Dr. Güven Sak’ın bir köşe yazısında gördüğüm, onun da Madeleine Albirght’tan alıntı yaptığı “endişeli iyimser” olma tarifini çok beğendim. Çünkü geleceğe hazır olabilmek için iyimser olmak zorundayız. İyimser olmak için sahip olduğumuz olumlu değerleri görmeliyiz. Ancak tüm bu iyimserlik çabamıza rağmen hem salgın hem de salgın sonrası için senaryolar açık değil. ‘Ya olmazsa ya potansiyelimizi kullanamazsak ya planladığımız gibi gitmezse’ düşünceleri de endişemizin kaynağıdır.
 
Türkiye de pek çok ülke gibi salgın dönemi içinde ekonomik verilerini revize ederek, tespit edilen yeni rakamlar ile iş dünyasını yönlendirmek ve planlama yapmalarına imkan tanıma çabası içinde, Yeni Ekonomik Program’ını (YEP) açıkladı. Bakanın açıkladığına göre, Yeni Dengeleme-Yeni Normal- Yeni Ekonomi temaları ile yapılandırılan programda, büyüme hedeflerine ulaşmak için ihracata, katma değerli üretime ve istihdama çok daha fazla odaklanılacak. 2020 yılı büyümesi için kötümser senaryoda yüzde 1,5’lik daralma, iyimser senaryoda ise yüzde 0,3’lük büyüme öngörüldü. İşsizlik için ise 2023 yılındaki hedefin yüzde 10,9 olduğunu görüyoruz. Bütçe açığının ise GSYH’ye oranının kademeli olarak gerilemesi ile hedefin yüzde 3,5 olduğu açıklandı. Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybının ve oynak kurun gelişmekte olan tüm ekonomilerde olduğu, normal karşılanması gerektiği belirtilen açıklamada, enflasyonda da yükseliş trendinin yatay bir seyre geçtiği aktarıldı. Bu programda açıklanan verilerin olabilirliğini ya da inandırıcılığını objektif bir biçimde sorgulayabilmek için uygun bir dönemde değiliz. Değişkenlerin bu denli çok olduğu bu dönemde, herkesin önceliği bu virüsle mücadelenin bir an evvel kazanılarak normale dönülmesidir. Bundan dolayı açıklanan bu programın uygulamalarını ve elde edilecek sonuçlarını bekleyeceğiz. Dileriz, geçmişte olduğu gibi bu YEP de gerçekleşemeyen programlar arşivindeki yerini almaz.
 
İş dünyasının gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararlarıdır. Açıklanan kararda TL’nin değer kaybının önüne geçilmesi ve piyasaların yönünün belirlenmesi bakımından beklentilerin aksine politika faizinde bir değişiklik yapılmadı. Politika faizi 10,25’te kalırken, Geç Likidite Penceresi faizinin 13,25’ten 14,75’e yükseltilmesi, aslında iş dünyasının hangi faiz ile karşı karşıya kalacağını göstermiştir. Bazı değerlendirmelerde TCMB’nin fiyat istikrarı, ucuz kaynakla büyüme, sürekli değişim göstererek rekabetçi olma özelliğini kaybeden döviz gibi konularda başarısız olduğu dile getirilmektedir. TCMB’ye “faizi artır” diyen bazı uzmanlar da “biz fonlama maliyetlerini artır demedik ki” diyerek eleştiri getirmektedirler. Ancak görünen odur ki, TCMB sahip olması gereken güven seviyesine henüz ulaşamamıştır.
 
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen torba kanun teklifi ilk başlarda iş dünyasında heyecan uyandırdı. Ancak en çok merak edilen konu olan salgın nedeniyle ödemeleri Ekim, Kasım, Aralık aylarına ötelenen kamu alacaklarının kapsam dışı kalması ile hayal kırıklığı yaşandı. Dileriz, TBMM Genel Kurulu’nda kanunlaşma esnasında bu beklentiler karşılanır. Torba kanun içine koyulan yapılandırmalar her seferinde “bir daha olmayacak” denilmesine rağmen tahsilatı artırmak maksadı ile sık sık kullanılır oldu. Gerçek anlamda zor durumda olan, samimiyetle üretim ve istihdam mücadelesi veren mükelleflere destek olunmasına kimse bir şey diyemez. Ancak bu yapılandırmaları kullanarak kamuya karşı sorumluluklarını yerine getirmeyenlere “ödül” gibi olan uygulamalar samimi mükellefleri olumsuz etkilemektedir.
 
Bu ay içinde yerli üretimin ve teknolojik kabiliyetlerinin geliştirilmesi amacı ile Sanayileşme İcra Komitesi (SAİK) kurulmuştur. Dileğimiz bu komitenin sanayileşme de atılması gereken büyük adımların hayata geçirilmesine vesile olmasıdır. Sanayide doğru karar ve uygulamaların ortaya çıkması için bu komitede sanayicinin sesinin gür çıkmasına imkan verilmelidir.
 
Değerli Dostlarım;
 
Türkiye’nin etrafı ateş çemberi ile kuşatılmıştır. Doğrudan Türkiye’yi hedef alan bazı ülkeler, Türkiye’nin sorun yaşadığı her coğrafyada ve platformda karşımızdaki blokta yer almaktadır. Türkiye’ye karşı verdikleri lobi savaşlarını 3. ülkelerin veya taşeron örgütlerin eliyle sıcak çatışmaya kadar götürmektedirler. Bu tavırlarını mallarımızı boykot etmek gibi ekonomik alana da taşımaya çalışmaktalar.
 
Böylesine zor ortamlarda bizim en büyük emniyet çıpamız daima Cumhuriyetimiz olmuştur. Cumhuriyetimiz, birlik ve bütünlüğümüzün yansımasıdır. Bu ulus kayıtsız şartsız ulusun egemenliğini kabul eden, bir yandan yurtta barış, dünyada barış derken, diğer yandan da ülkesine göz koyanları kahramanlık destanları yazarak geldikleri gibi gönderecek irade ve cesarete sahip bir ulustur.
 
29 Ekim 2020 günü kuruluşunun 97. yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti, güçlü ülkeler seviyesine gelme idealimizin temel taşıdır. Her 29 Ekim’de Cumhuriyetimizi sonsuzluğa taşıma enerjimizi yeniliyor, bu Cumhuriyeti bize kazandıran ve emanet eden Mustafa Kemal Atatürk ve tüm silah arkadaşlarını hürmetle anıyoruz.
 
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir