İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Beklentilerimizi Doğru Şekillendirmeliyiz

Değerli Sanayici Dostlarım
Yüksek teknolojinin hayatımızın her alanına girmesi ile birlikte, küreselleşme olgusunun varlığını ve etkilerini çok daha yakından hissediyoruz. Bu yıllara kadar gündemimizi çok meşgul etmeyen iklim değişiklikleri, insan göçleri ve mülteci problemleri, verilerin güvenliği gibi yeni kavramlar ülkelerin üzerinde çalışması gereken sorun alanları olarak karşımızda yerlerini aldılar.
 
Türkiye sahip olduğu jeo-politik konumu ve gelişmekte olan bir ülke olması nedeni ile her akımın, her değişimin ve gelişimin bir şekilde etkisinin görüldüğü bir ülke haline gelmiştir.
 
Çin, Japonya ve Avrupa’daki büyümenin yavaşlaması, ABD’nin Trump ile birlikte uluslararası politika ve finans dünyasında yüklendiği problem yaratma rolü, özellikle Brexit ile Avrupa Birliği’nden yaşanan sorunlar ve geleceği şekillendirme gayretleri, ABD-Çin arasında ha çıktı ha çıkacak denilen ticaret savaşlarının yarattığı belirsizlikler, politik ve sosyal alanlarda olduğu kadar finans ve ekonomi alanında da risklerin devamına neden olmaktadır.
 
Dünyadaki pek çok ülkede sosyal ve ekonomik problemlerin ateşlediği politik sorunlar hatta karışıklıklar ortaya çıkmaktadır. Her alanda oluşan rekabetçi ortam nedeniyle hem ulusal tabanda hem de uluslararası düzlemde toplumsal ve siyasi diyalog ve hoşgörü ortamı gittikçe kötüleşmektedir. Bu vahşi rekabet ortamı refah arayan bireyler arasında da anlayış ve hoşgörüyü ciddi bir biçimde törpülemektedir. 

Türkiye 2019’da ekonomik bir küçülme yaşamıştır.  Bu dönemi bir toparlanma süreci takip etmiştir. Ancak Türkiye’nin yakaladığı bu ve bunun gibi toparlanma dönemleri ne yazık ki uzun sürmediği için, inişi ve çıkışı çok olan bir ekonomik tablo oluşturdu.    
 
Türkiye, 2018 yılında başlayan ister yavaşlama, ister daralma diyelim sıkıntılı bir döneme girdi Bu durum 2019 yılının ilk çeyreğinde de devam etti. Bu dönemde yavaşlamayı yüksek enflasyon ile birlikte yaşadık.
 
Böylesi durumlarda ülkeler, o ülkedeki siyasi erkin tercihi doğrultusunda çeşitli para veya maliye politikası araçlarını devreye sokarlar.
Para politikaları içinde olan faiz, para arzı gibi önlemler daha kolay uygulanabilen ve politik sonuçlarının siyasetçileri daha az zorladığı uygulamalar olarak görünür. Oysa maliye politikaları dendiğinde; vergi politikası, harcamalar politikası, borçlanma politikası, teşvik ve destekleme politikaları, dış ticaret politikası gibi ciddi siyasal kararların alınması gereken ve atılan adımların siyasi sorumluluğu arttırdığı alanlar görülmektedir.
 
Türkiye bu dönemde, içinde bulunduğu döngüyü kırmak için maliye ve para politikalarının yer aldığı karma paketleri tercih etti.
Burada paketler diye özellikle vurgulamak istedim. Çünkü, ülke olarak öncekini geçersiz kılan paketlerin çok görüldüğü bir dönem yaşadık.

Türkiye bu karma anlayış içinde, enflasyonu düşürmek için sıkı bir para politikası uygularken, büyümeyi harekete geçirmek için de gevşek bir maliye politikasını uygulamaya çalıştı. Bu tercihin sonuçları da elbette ki paketlerin içeriğinde olduğu gibi karışık bir görüntü ortaya çıkardı.
 
Bu durum Türkiye’deki sanayi üretimindeki değişim, kapasite kullanım oranları, cari açık, bütçe açığı, enflasyon, faizler gibi verilere bakarak durum tespiti yapmayı bir hayli zorlaştırdı. Yani iş dünyasının öngörü ve tahmin başarısı asgariye indi.
 
Alınan dipten dönüş sinyalleri, bu durumun sürdürülebilir olup-olmadığı hakkındaki şüpheleri ortadan kaldırmadı. Geçmişte gelir veya gider kalemlerinde alınan tek seferlik tedbirlerin sadece o günü kurtardığını, yapısal bir değişimin olmadığını gördük.
 
Bu durum yerli olsun yabancı olsun yatırımcı ve sanayicinin üretme ve yatırım yapma iştahının istenen düzeye gelmesini hep engelledi.
Son çeyrekte ortaya çıkan büyüme ile tekrar büyüme düzlemine adım atmamız elbette olumludur. Ancak, bu dönüşün nedenleri iyi irdelenmelidir. Yapısal değişimin olmadığı noktalarda, bu dönüşün faiz indirimleri, kredi destekleri, sektörel destekler ve tüketimi teşvik edici faktörlerle devam etmesi sağlıklı ve sürdürülebilir değildir. İstikrarlı büyüme ve gelişme Türkiye’nin hukuk, eğitim, sağlık, uluslararası ilişkiler gibi makro alanlardaki yapısal değişimleri ile sağlanmalıdır.     
 
Görünen odur ki; 2020 yılında da küresel sistemde ekonomik sıkıntılar devam edecektir. Bu sıkıntıların büyümesi ve azalması başta ABD olmak üzere dünya politikası ve ekonomisine hakim devletlerin tavrına ve o devletler arasındaki ilişkilerin gidişatına bağlıdır.
 
2020 yılı Türkiye için de kolay bir yıl olmayacaktır. 2019 yılı başındaki yazımda belirttiğim gibi 2019 ve 2020’yi bir bütün olarak değerlendirerek stratejilerimizi oluşturmak çok önemliydi. Ancak 2019’da bunu yapamadıysak bile henüz yolun yarısındayız. Beklentilerimizi doğru şekillendirmeliyiz.
 
Bunun için de bizlerin önüne ayrıntılı programlar konmalıdır.
Gerçekçi ve inandırıcı hedeflere odaklanmalı ve tüm gelişmeleri düzenli, sürekli ve şeffaf biçimde izleme imkanı sağlanmalıdır.
Beklentilerimiz olumsuz olursa çalışma, üretme ve yatırım isteğimiz azalır. Bizler önümüze konan verileri ve piyasalarda fiilen yaşadığımız olayları değerlendirirken, çevremize umut tohumları atarak 2020’ye hazırlanmalıyız.
 
2020 yılının ulusal ve küresel düzlemde gerilimlerin aşılacağı, istikrarlı ve huzurlu bir ortamın yaratılacağı, toplumsal ve siyasi hoşgörünün hakim olacağı, hukukun üstünlüğünün ve adaletin tesis edileceği, eğitimli insan sayımızın artarak, beşeri sermayemizin zenginleşeceği, üretim odaklı bir ekonomik modelin hayata geçeceği bir yıl olması dileklerimle
yeni yılınızı kutluyor, saygılarımı sunuyorum. 
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir