İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Kara Bulutları Dağıtalım

Değerli Sanayici Dostlarım;
 
Türkiye’deki seçim meydanlarında uzun yıllardır geri planda tutulan ekonominin, bu kez seçmenin ilk gündem maddesi olduğu bir seçim dönemi yaşıyoruz. Türkiye’nin içinde bulunduğu iç ve dış tehditler, güçlü bir şekilde dile getirilse de toplum, yerel yönetim seçimlerinin kendi yaşamlarına getireceği şeyler tarafına daha fazla odaklanmış görünüyor. İş ve aş temaları bu seçimde daha güçlü dile getiriliyor.
 
Biz sanayiciler elbette, yerel seçimler ile ilgili kendi yaşantımız yanında, özellikle yatırım ve çalışma ortamının iyileştirilmesi ve gelişmesi bakımından da yakından ilgiliyiz. Lojistikten, insan kaynağı teminine kadar çok geniş bir yelpaze içinde sanayide üretimi ve istihdamı artıracak, verimli çalışma imkanı yaratarak dünya ile rekabet edebilir bir ortamın yaratılması hususunda yerel yönetimler ile birlikte yapılacak pek çok şey var.  Bu seçim dönemi içinde de kentimizin adayları ile bir araya gelerek, Bölgemizin ve kent sanayimizin beklentilerini ve çözüm önerilerini paylaştık. Seçim sonrasında da bizlere verilen taahhütleri takip edeceğiz.
 
Türkiye ekonomisi 2019 yılının geçen ilk üç ayında çok iyi bir tablo çizemedi.
 
Sanayi üretimindeki düşüş devam ediyor.
 
Piyasada satışlar kamu tarafından verilen desteklere rağmen istenen düzeye ulaşmadı.
 
Bütçe gelirleri, Merkez Bankası’nın 33 milyar TL’lik karının, erken tahsil edilmesi ile artsa da vergi gelirlerinin yüzde 7 arttığı bir ortamda faiz dışı giderlerdeki yüzde 68’lik artış, tehlike sinyali vermektedir.
 
Cari açığın düşmesi, ithalatın düşmesi ile devam ediyor. Ancak cari açığın büyümenin düşmesi ile ortaya çıkması da görünümü bozuyor.
 
Sadece ekonomik verilerle değerlendirilmesi son derece yanlış olan, beraberinde pek çok sosyal sorunu getiren işsizliğin artışı da üzücü…
 
Oluşan bu veriler, piyasaların kısa ve orta vadeli beklentilerini olumsuzluğa sürüklemektedir.
 
Ülkemizde sıkça yaşanan ekonomik buhranlardan dolayı neredeyse her ailede bir ekonomist ya da finansçı yetişmeye başladı. Bugün de kamuoyunda ‘Türkiye stagflasyon mu, resesyon mu, slumpflasyon mu, depresyon mu, deflasyon mu yaşıyor’ bunu tartışıyoruz. Tariflerin tartışılması bir yana, gözle görünen tek bir gerçek var:
 
Küresel ekonomideki sıkıntılar artıyor. Bu nedenle çok kırılgan bir ekonomiye sahip olan Türkiye, adımlarını çok itinalı atmalıdır. Gelin görün ki bazen öyle adımlar atıyoruz ki zücaciye dükkanına giren fil misali, attığımız adım ile risk puanımızı daha da arttırıyor, piyasaları tedirgin ediyoruz.
 
Dünyada ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşları bir bekleme ve izleme dönemine girse de Çin ekonomisinde yaşanmaya devam eden ivme kaybının 2009’daki durumdan daha farklı sonuçlar doğuracağı görülmektedir. 2009’da yaşanan duraklamada, Çin hükümeti muazzam bir yatırım hamlesi ile piyasalara can vermişti. Ancak bugün tüm gücünü, sorunlu alan olarak görünen iç talebinin artmasına yönelik şekilde harcayacağı düşünülmektedir.
 
Diğer yandan İngiltere ile AB arasındaki Brexit kaosu, Fransa’da gerginleşen sosyal hayat, İtalya’daki siyasi ve ekonomik sıkıntılar, Japonya’nın tüm çabalarına rağmen durgunluktan çıkamaması, Güney Amerika’da Arjantin ve Venezuela kaynaklı kargaşalar, küresel sistemi resesyonun kapısına getirmiştir.
 
Küresel sistemde yaşanan bu bozukluklar ne yazık ki Türkiye’de de beklentileri bozduğu gibi Türkiye’ye yönelik bakış açısının da olumsuzda çapalanmasına neden olmaktadır.
 
Risk faiz ilişkisinde; riskin içine enflasyon, büyüme, işsizlik, cari açık, borçluluk gibi verilerin yanında, siyasal ve sosyal sorunlar da girmektedir. Bu durumda Türkiye’nin riskleri yüksek seyretmekte, bu risk düzeyi faizleri yükselmeye zorlamakta ve Türkiye’nin kredi derecelendirmeleri kötü, CDS primleri oldukça yüksek seyretmektedir.
 
Türkiye, girdiği seçim ortamında yapılan siyasi telkinler ile faizleri baskılama yöntemini tercih ederek, dolaysız para politikaları oluşturmaktadır. Ancak baskılanan faiz oranlarına rağmen kredi talebinin artmaması da dikkat çekicidir.
 
Bu noktada ülkemizde yürüyen siyaset ortamının ekonomi üzerinde nasıl bir baskı yarattığını gözlemliyoruz. Bu durum, dünya finans piyasalarındaki aktörlerin Türkiye hakkındaki tedirginliklerini artırmaktadır.
 
Türkiye’nin 1 Nisan sabahından itibaren çok hızlı bir biçimde serbest piyasa ekonomisinin temel normları üzerine oturan bir finans ve ekonomi düzenine geçmesi gereklidir.
 
Türkiye’de yaşanan olumsuzluklar risk primimizi artırmakta, artan risk primi ise yeni olumsuzlukları ateşlemektedir.
 
Oluşan bu döngüyü kırması için yapılması gereken reformlar ve atılacak doğru adımlar, 1 Nisan sabahından itibaren gündemimizde ilk sıraya konulmalıdır.
 
Bu vesile ile 31 Mart 2019 tarihinde gerçekleştirilecek olan yerel seçimlerde tüm adaylara başarılar diler, çıkacak sonuçların, kentimiz ve ülkemiz için hayırlı olmasını dilerim.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir