İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Hataları Görerek Doğruyu Bulmalıyız

Değerli Sanayici Dostlarım,

İzmir olarak yaşanan orman yangınları nedeniyle çok üzüldüğümüz bir haftayı geride bıraktık. Tahrip olan alanları acı içinde izledik. Ne yazık ki insanoğlu yaşam kaynağı olan doğayı yarını düşünmeden tahrip etmeye devam ediyor. Yok olan şeyler sadece ağaçlar, bitkiler, canlılar değil, geleceğimiz yok ediliyor. Bu durumun bir diğer üzücü boyutu da küresel iklim değişiklikleri nedeniyle veya art niyet ile doğaya verilen zararı asgariye indirmeye yönelik eksiklerimizin olduğunu görmemizdir. Son olayda yangın çıkabilecek alanlara yönelik öngörülere uygun bir önleme çalışması göremediğimiz gibi, olay gerçekleştiğinde de kontrol altına alma ve söndürme aşamasında da eksiklerimizin ortaya çıktığına şahit olduk. Kurumlar arası sağlıklı iletişim ve koordinasyon sağlanamaması neticesinde kaybımız daha da büyümüş gözükmektedir. Ülkemiz depremler, seller ve yangınlar gibi afetlerle sıkça karşılaşan bir ülkedir. Tarihimiz boyunca yaşanan onca acı tecrübeye rağmen hala yönetsel ve teknik eksikliklerimizin ve zafiyetlerimizin devam ediyor olması çok düşündürücüdür.

Dileriz bu tür felaketler tekrar etmez, yaşananlar da çabucak unutulmaz ve gerekli çalışmalar yapılır. Bu dönemde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi olarak İzmir’in yanan alanlarının tekrar doğal yapısına dönmesi için başlatılan çalışmalarda yerimizi alacağımızı da belirtmek isterim.

Türkiye’nin yaşadığı her felaket, özünde zafiyetlerimiz ortaya koymak açısından ciddi dersler içeriyor. Bu durum sadece yangın, sel, deprem gibi doğal afetlerle sınırlı değil. Örneğin ekonomi alanında da başımıza gelen sıkıntılı dönemlerin neredeyse her 10 yılda bir tekrar etmesi, bizim bu yaşananlardan doğru çıkarımlar yapamadığımızı gösteriyor. Pek çok alanda çok şey yapıyormuş gibi gözükmesine rağmen, olaylar gerçeğe döndüğünde planlama eksiklikleri, koordinasyon ve organizasyon zaafları, uygulama yanlışları gibi unsurlar nedeniyle sıkıntıları kolay ve az zararla kapatamıyoruz. Kısacası, nefes alacak alan ve zaman bulamıyoruz.

Elbette yaşadığımız bu sıkıntılı dönemde küresel hareketlerin de etkisi bir hayli fazla. Şöyle dünyaya bir göz gezdirdiğimizde; kendini bir türlü düzeltemeyen Arjantin’in tekrar bir risk merkezi haline geldiğini görüyoruz. Diğer yandan ABD ve Çin’in ticaret savaşları anlamında karşılıklı yaptıkları hamleler, dünya ticaretini derinden etkiliyor. Ciddi oranlarda ticaretimiz olan bazı ülkelerdeki sorunlar doğrudan bize yansıyor. Örneğin, İngiltere’nin Brexit’ten çıkışı sadece gazete sayfalarından okuduğumuz bir haber değil, eğer İngiltere bu çıkışı tamamlarsa, Türkiye’nin tekrar özel bir serbest ticaret anlaşması imzalama zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu anlaşmanın ön şartı da anlaşmanın önce AB tarafından onaylanmasıdır. Bu sürecin hiç kolay ve kısa olmayacağını hepimiz biliyoruz. İngiltere gibi dış ticaretimizde çok ciddi bir partnerimiz olan İtalya’da da siyasi belirsizlik sürmektedir. Hükümet tekrar seçime gitme hazırlığındadır. 2020 yılı öngörülerine baktığımızda ise 10 büyük ihracat pazarımızın yedisinin bulunduğu Avrupa’da, ekonomik yavaşlamanın süreceği belirtilmektedir. Bu da daralan pazarlarımız yerine yeni pazarlar bulma konusunda bizi zorlu bir sınavın beklediğini göstermektedir.

Küresel gelişmelerin yanı sıra bulunduğumuz coğrafyada olan gelişmeler de sıkıntılıdır. Rusya ile S-400 anlaşması nedeniyle bir bahar havasına girdiğini düşündüğümüz ilişkilerimiz Suriye’de İdlib ve çevresinde gelişen olaylar nedeniyle tekrar gerilmektedir. ABD ile ise S-400 alımı ile gerginleşen ilişkiler, gerek Suriye’deki güvenli bölge tartışmaları nedeniyle gerekse Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının tespiti çalışmalarından dolayı bıçak sırtında yürümektedir.

Tüm bu genel görünüm içinde ulusal ekonomiden gelen sinyallerde de ciddi bir düzelme ivmesi görememekteyiz.

Büyüme ve kalkınmanın ancak sanayi üretimi ile olacağına inanıyoruz. Ancak, geçtiğimiz ay sanayi üretimimiz geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 düşüş gösterdi. 

Üretimdeki bu düşüşün ve piyasaların daralması neticesinde işsizlik oranlarında da bir düzelme ivmesi olmadı. 4,5 milyona varan işsiz sayısı ülkemizin önünde büyüyen bir sosyo-ekonomik sorun olarak durmaktadır. Ay içinde üniversite sınav sonuçları açıklandı ve yüzbinlerce gencimiz bir gelecek kurma adına, heyecanla okullarına kayıtlarını yaptırdılar. Ama geçen ay genç işsizliğinde oluşan 6 puanlık artış ile gelinen yüzde 25,5’lik oran hepimizi düşünceye sevk etmiştir.

Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan cari açıkta yaşanan gelişmeler ise dikkatli bir değerlendirme gerektirmektedir. Cari açığımızda bir düşüş yakalanmıştır ancak bu düşüşün temel nedenlerine inildiğinde ihracat ve ithalat rakamlarındaki bazı noktalar göze çarpmaktadır. İhracatımızdaki birim değer ve miktar endeksleri de düşmektedir. İthalatta yaşanan düşüşün özünde ise iyice yavaşlayan ara malı ve sermaye malı ithalatı yatmaktadır. Oysa bu iki kalem, ülkemizdeki üretimin sürmesi ve büyümesi için temel olan iki yapı taşıdır.

Yaşanan bu sıkıntılı dönemde T.C. Merkez Bankası, para politikalarında attığı bazı adımlar ile piyasaya can suyu vermeye çalışmaktadır. Ancak, bu adımların özellikle özel sektör bankaları tarafından uygulanmasında yaşanan sıkıntılar vardır. Bu durum aklımıza ‘acaba Merkez Bankası bu kararları alırken yeterli istişareleri yapmadı veya önceden bilgilendirme yolu ile ön hazırlık imkanı vermedi mi’ sorularını getirmektedir.

Yine görünen bir başka sorun alanı ise para politikasına yönelik alınan kararlar ile mali politika hedefleri arasında ortaya çıkan farklılıklardır. Kredi kanalları açarak, piyasaya para vermenin, acaba enflasyon üzerindeki etkileri nasıl hesaplanmıştır?  Açılan bu kanallardan sunulan kaynakların dağılımının hangi sektörler ve hangi özellikteki şirketlere olacağı hususu da çok açık değildir. Bazen dışarıdan bakan bir göz bizi daha objektif değerlendirebiliyor. Bu anlamda Dünya Bankası’nın son çıkan raporunda “Türkiye’nin verimlilik odaklı yapısal reformlarına yönelik yapılan araştırmada, kaynakların verimsiz kullanıldığı görülmektedir” tespitini dikkate almamız gerektiği kanaatindeyiz.

Acaba, bazı ekonomistlerin dediği gibi, Türkiye ekonomisi dipten toparlanma sürecinde değil de dipte sürüklenme sürecinde midir? 

Değerli Sanayici Dostlarım;

İAOSBHABER dergimizde geçen ay işlediğimiz elektrik zamlarına bu ay da doğalgaz zammı eklendi. Artan maliyetler ve bu maliyetlerin pazara yansıtılamamasından doğan açık, öyle kolayca sübvanse edilebilecek gibi görünmüyor. Sanayinin temel girdilerindeki hızlı ve yüksek fiyat değişimine sanayicimizin ayak uydurması da mümkün değil. Zaten bu durumu şirketlerin bilançolarındaki karlılık ve borçluluk oranlarındaki artan negatif ivme ile de görüyoruz. Sanayici bir yandan üretmekte zorlanırken, diğer yandan da ürettiğinden kar etme gücünü kaybetmektedir. Bu döngü, üretim ve yatırım iştahını aşağıya doğru çekmektedir.

Diğer yandan, geçtiğimiz ay içinde yeniden Başkanlığına getirildiğimiz Organize Sanayi Bölgeleri Derneği (OSBDER) içinde yeniden bir yapılanma dönemine başladık. İlk iş olarak Ankara’da OSB’lere yönelik çalışmalar yürüten bakanlık, kurum ve kuruluşları ziyaret etmeye başladık. İlk ziyaretlerimizi de Milli Eğitim Bakanlığı ile BOTAŞ Genel Müdürlüğü’ne gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerimizde OSB’lerimizin ve Türk sanayicisinin problemleri ve bunların çözüm önerileri üzerinde çok yapıcı görüşmelerde bulunduk. OSBDER olarak OSB’lerin sivil toplum kuruluşu olma misyonu içinde çalışmalarımıza devam edeceğiz. 

 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir