İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Enerji Temini ve Sanayi

Dünyada petrol fiyatları yükselişte.
Türkiye petrolü dolar ile alıyor.
Dolar fiyatı TL karşısında ciddi bir yükselişte.
Biz enerjide dışa bağımlıyız, yani ithalat yapmak zorundayız.
 
Öyleyse, çok basit bir tespiti hiç unutmamalıyız, petrolün ve doların değeri arttıkça Türkiye’nin enerji faturası da artacaktır. Bu gidiş bir süredir mevcut. Ancak siyasi karar alıcılar, bu artışı tüketim ve kullanıma yansıtmamak için bir müddet dayandı. Artışları vergiden karşılayarak petrol fiyatlarını sabit tutmaya çalıştı.
 
Bu yaklaşımı, iyi niyetli bir sübvansiyon gibi görmenin yanında, seçim atmosferinin
de etkili olduğu düşünülüyor. Ancak, önce seçim geçti, sonra artışlarda bir duraklama gerçekleşmedi ve güçlü bir zam çıkışının önüne geçilemedi. Bu büyük sıçrama, özellikle elektriği temel bir girdi olarak kullanan sanayide tüm hesapları karıştırdı.
 
Enerjinin hayatımızda olmadığı bir alan yok. Özellikle sanayide…
Bu zamlar sadece yurt içi üretici fiyatlarında değil yurt dışı üretici fiyatlarında da ciddi bir artışa neden oldu. Zamana yayılabilecek, bu zaman için hazmedilebilecek ve belki de hazırlanma imkanı bulunabilecek küçük zamlar yerine tercih edilen bu birikmiş zam paketi, üretim dünyasında şok etkisi yarattı. Enerjide çıkan bu maliyet artışına çözüm olarak bazı yabancı danışmanlar çeşitli yollar önermeye başladı.
Kimileri, kamu ve özel sektörde harcamaların azaltılması, tasarrufun artırılmasını savunuyor. Oysa bu yaklaşımın ülkenin yaşam şartları çizgilerini aşağıya çekmek olduğunu görmüyorlar.
Kimileri, maaş ve ücret artışlarında gerekirse enflasyonun altında kalma fedakarlığından bahsediyor. Oysa Türkiye’de “ne kadar enflasyon varsa o kadar maaş ve ücret artışı ile sosyal güvenlik artışı” kültürünü göz ardı ediyorlar.
Bazıları daha da cüretkar bir strateji ile “kolay işe al, kolay işten çıkar” felsefesini savunuyor. Oysa, bu yaklaşımla hareket eden bazı Avrupa ülkelerinde yükselen öğrenci ve işçi tepkilerini hesaba katmıyorlar.
Türkiye’nin bu döngü içinde kendine has bir yöntem üretme zorunluluğu vardır. Özel sektör, bu zamların maliyetlerini nasıl artıracağını ve bu artışı fiyatlara nasıl yansıtacağının formülünü aramaktadır. Ancak, nasıl bir formül bulunursa bulunsun, sanayicinin yaşaması için bu artışların mal ve hizmetlere yansıması kaçınılmaz bir gerçektir.
 
Türkiye 2001 yılında başlatılan enerjide liberalizasyon sürecini ne yazık ki, olması gerektiği gibi yürütemedi. O dönemde elektrik dağıtımı özelleştirildi. Devlet yeni santral kurmaktan uzaklaştı, var olanları özelleştirme yoluna gitti.
İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi gibi bazı OSB’ler ve ölçek olarak küçük veya orta düzeyde yatırımcılar, doğalgaz çevrim santralleri kurdular. Ancak, ne yazık ki serbest piyasa koşulları bir türlü sağlanamadı.
Karar alıcılar, liberalizasyonda iş elektrik fiyatlarını belirlemeye geldiğinde, bu fiyatlamanın yaratabileceği pozitif ya da negatif reaksiyonları siyasi anlamda kontrol edebilmek için, fiyatlama politikalarını elinde tutmayı tercih etti.
Ayrıca tedarikçiler arası enerjiyi satın alma tercihleri ve garantileri bu tercihlerin dışında kalan küçük santralleri para kazanamaz hale getirdi. Satın alma garantilerine sahip olmadan, dış kaynak ile kurulan bu tesislerin çoğu son nefesini verdi.
 
Yaşamaya çalışan son birkaç tanesi de, ki biri İAOSB’nin ATAER Enerji Santrali’dir, son zamlarda olduğu gibi, fiyatlama ve satış ortamı öngörülebilir noktayı geçince havluyu atma aşamasına gelmiştir.
Aslında, bu zam paketi ile kontrol edilmeye çalışılan enerji zamları bir anlamda kabusumuz olmuştur. Piyasa kontrolü tamamıyla doğal bir salınıma bırakılmıştır.
Bu salınımın en belirgin göstergesi de, önce değişken YEKDEM fiyatlaması uygulaması,
 
sonra da BOTAŞ’ın fiyatlamada ABD Doları’nı baz kabul etmesi oldu. Sanayiciye bugünlerde, artık enerjinin sabit olmayan, değişken bir maliyet kalemi olduğu ve o şekilde yönetilmesi gerektiği söyleniyor.
Elbette tüm serbest piyasa mekanizmalarının sağlıklı işlediği bir ortamda, enerji maliyetlerini belli risk oranları dahilinde, öngörebilmek sanayicinin bir işi veya yetkinliği olabilir. Ancak riskin değil bilinmezliğin hakim olduğu bir ortamda enerji maliyetlerini yönetebilmek çok zordur.
 
Unutulmamalıdır ki, temel makro ekonomik veriler olan enflasyon, faiz, kur hareketleri gibi serbest piyasa dinamikleri dahi tüm öngörüleri yanıltacak derecede farklılıklar gösterebilmektedir.
Son alınan ABD Doları bazlı fiyatlama ile de, ulusal paramızın bir değerleme unsuru olmaktan çıkarılması, piyasa güvenini ve moralini de etkilemiştir. Türk sanayicisi artık sadece Merkez Bankası’nı ya da Tahtakale’yi takip etmeyecek, sürekli ABD Başkanı Trump’un, ABD Merkez Bankası FED’in, ABD Hazinesinin adımlarını da takip etmekle yükümlü hale gelecek.
Belki yüzde 100 ihracata çalışan işletmelerin bu duruma uyum sağlaması mümkün olabilir. Ama asıl sorun, bu durumda olmayan işletmelerimizin, KOBİ’lerimizin değişken döviz fiyatlarına karşı nasıl bir formül üreteceğidir. Hatta daha da ileriye gidersek, böyle bir formül üretme yeteneklerinin olup olmadığıdır.
 
Sanayinin rekabet gücü elde edebilmesi için enerji maliyetlerinin makul seviyede tutulabilmesi için devlet destek mekanizmalarının kullanılması konusu da bir başka tartışmalı alandır.
 
Enerji maliyetine verilecek desteğin, o enerjinin kullanımı ile yapılan üretimin çıktısından ve ihracından elde edilecek gelir ile dengelenmesi önemlidir. Eğer verilen desteğin karşılığını bulamıyorsanız, ülke ekonomisinde yeni bir delik açarsınız. Bu karşılığı bulmanın anlamı da o ürünün ve ihracının yaratacağı katma değerdir. Ülke sanayimiz bu farkı katma değerli ürünler ile kapatabilmelidir.
 
Enerji kaynaklarında dışa bağımlı bir ülke olarak bu kaynakların temininde yapay finansal yollar ile fiyatları tutarak rekabet gücü elde etmek ya da kısa dönemde elde edilen bu gücü sürekli kılmak mümkün değildir.
 
Türkiye’nin önünde adım atması gereken iki önemli alan vardır. Biri yerli enerji kaynaklarımızı artırarak dışa bağımlılığımızı azaltmak, diğeri ise üretim profilimizi katma değeri yüksek, teknolojik ürünler ile yükseltmektir.
 
Ancak bu adımların, bugünden yarına atılamayacağı açık bir şekilde ortadadır. Yeni dönem ekonomi politikaları bu yönde şekillendirirken, kısa dönemde enerji tedarikinde yüksek fiyat ve öngörülemeyen değişkenlik kıskacında kalan sanayicilerimize nefes aldırmanın yolları bulunmalıdır.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir