İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

 
Planlamalar reel sektörün gerçeklerine göre yapılmalı
 
Değerli sanayici dostlarım;
 
Türkiye’de piyasa ekonomisinin tam olmasa da uygulanmaya çalışıldığı son 40 yılın büyüme, işsizlik ve cari işlemler verilerine baktığımızda tatsız gerçekler kolayca önümüze çıkıyor. Türkiye bu yıllar içinde neredeyse teraziyi hiç dengede tutamadı. Yüksek büyümenin arkasına takıldığımızda, beraberinde devasa cari açıkları yarattık. Büyümeyi kontrol altına almaya çalıştığımız dönemlerde ise artan nüfusumuz ile birlikte istihdam ve gelir dağılımı gibi sorunlarımız büyüdü.
 
Bu dönemlerde cari işlemler açığı hep tepemizdeki tehdit olarak kaldı. Cari açığın azalması için ilk gereken şey olan ulusal tasarruflarımız, hiçbir dönem yeterli düzeye gelmedi. Bu durum için,  gelir dağılımındaki sorunlardan tutun da, harcama alışkanlıklarımıza kadar pek çok nedeni sayabiliriz. Basit bir hesapla siz ülkenin büyümesi için gereken tasarrufu yapamazsanız, diğer ülkelerdeki tasarruflara talip olmak ve bedelini ödemek zorundasınız. Durum aynen böyle oldu
Diğer yandan, ihracat, turizm ve müteahhitlik gibi hizmet gelirleri ile yurt dışından döviz elde ettik, ancak hammadde, ara malı, tüketim malı ithalatı derken elde ettiğimiz döviz asla ihtiyacımızı karşılamadı.
 
Bu değerlerin dengeye gelmediği her dönem de ise, kamuoyuna yeni paketler sunuldu. Gelin görün ki; bütün değişkenleri ve riskleri tam değerlendirmeden, paketlerde yer alan hedeflerin uygulama planları ve olasılıkları yapılmadan, toplumun kabulünü sağlayacak paketlerin çoğu kağıt üzerinde kaldı. Bu değerlendirmemi asla bir siyasi söylem olarak görmeyin, bu yaklaşım Türkiye ekonomisine neredeyse 40 yıldır hakim.
 
Başarıya gidecek yolun sonuna, ancak yapısal değişimlerin gerçekleşmesi ile ulaşılacağı herkes tarafından kabul edilse de, iç ve dış politika gelişmeleri ve kullanılan tercihler Türkiye’yi zaman zaman yaşanan, kısa süren güzel günlerin dışında sürekli sıkıntı ve finansal baskı altında tuttu.
 
Son yıllarda yüksek faiz, düşük kura dayalı bir ekonomik model takip edilmekteydi. Bu model içinde faizlerin yüksek oluşu yatırım ortamını zorlaştırdığı gibi, temel üretim girdilerini sağlamak için işletme sermayesi yoksunu pek çok firmamızı ciddi faiz giderleri içine sokmaktaydı. Bu dönemlerde, borcun ana parasına dokunmadan, faizini ödeyerek, borçlara “takla” attırılması olağan bir finansal operasyondu.  Kurların baskı altında tutulması, uluslararası piyasa dinamiklerinin ülkedeki kur fiyatlarına yansıtılmaması, olması gereken kurun altında kalan döviz nedeni ile ihracatçımızın rekabet gücü etkileniyordu.
 
Tüm bu sıkıntılı günlerde döviz-faiz-enflasyon döngüsü içinde öngörülebilir üretim ortamının çok uzağında kaldık. Cari açığın finansmanı içinde Ar-Ge ve inovasyona dayalı, katma değeri yüksek üretimi artırma yerine yurt dışından sıcak para bularak, çarkın çevrilmesine gayret edildi. Sıcak paranın ülkedeki ve uluslararası alandaki her değişim ve eylemden etkilenmesi de, inanılmaz derecede kırılgan bir ekonomi yarattı. Hani neredeyse ekonomimiz kelebek teorisinde anlatıldığı gibi; ABD’de, Çin’de, Rusya’da, Avrupa’da bir kelebek kanat çırpsa bizim ekonomik ve finansal dengelerimiz fırtınaya tutuluyordu. Bu anlatımı rakamsal değerlendirme içinde görmek isteyenler, lütfen ülkemizin CDS değerlerinin yıllar içindeki akışına, bankalarımızın aldığı sendikasyon kredi oranlarının yıllara sari gidişine baksınlar.
 
Ve günü geldi, Türkiye’nin bu yolda yürüyemeyeceği gerçeği, kurlarda yaşanan olağanüstü artış ile kendini gösterdi. TCMB’nin ister ön kapıdan isterse arka kapıdan olsun, yaptığı müdahaleler dahi dakikalar içinde etkisini kaybetti. Bu durum hükümeti çok keskin ve büyük bir ray değişimine girmek zorunda bıraktı.
 
Dış borca ve sıcak paraya dayalı, bir dış ticaret rejimi ve yüksek faizin yarattığı yüksek borç ve ithalata dayalı, üretime dayalı bir büyüme modelinden çıkıldığı, küresel rekabete dayalı bir dış ticaret rejimi içinde, net döviz girişini sağlayacak, düşük faizler ile yatırımları hareketlendirecek, ihracat-ithalat denkleminde cari fazla veren, küresel rekabet ve teknolojiyi üreten hatta ihraç eden bir ekonomi modeline geçildiği ilan edildi. Bu ilan sürecinde dövizin anormal yükselişi ile dengeleri alt üst etmesinden sonra, dövizin anormal düşüşü ile de bir başka finansal deprem yaşandı.
 
Bu deprem öyle bir döneme denk geldi ki, enflasyon yükselişine devam ediyor, ülke yeni asgari ücretin belirlenmesine odaklanmış, 2022 yılı için iş planlarının yapılmaya çalışıldığı yani tam anlamı ile iş dünyasının kafasını hesaplara gömdüğü bir andı. Neredeyse bir günde büyük kazançların ve büyük kayıpların yaşandığı tam bir finansal kaos oldu. Herkes hesabı, kitabı hatta üretimi, satışı bıraktı, gözler TV’deki kur geçişlerine odaklandı.
 
Bu durumun sona ermesi maksadı ile yeni model içinde yeni uygulamalar açıklandı. Kısa vadeli radikal müdahaleler ve önlemler alındı. Açıklanan model çok iddialı bir model. Bu modelin içinde finansal yapının sağlıklı işlemesi, mali derinlik ve çeşitlilik sağlanması için reformlar var. Banka sisteminin sermaye ve aktif kalitesi bakımından güçlendirileceği iddiası var. Reel sektörün finansmanında banka dışı, çağdaş finansman enstrümanlarının oluşturulacağı sözü var. Ve nihayetinde tarımda kendine yeterli, tarladan sofraya sağlıklı şekilde fiyatlanan ürünler ile düşürülecek gıda enflasyonu yardımı ile vatandaşı doyan bir ülke hedefi var. Bu modelin neler yapabileceğini, uygulamaların nasıl olacağını, uygulama dozlarının hangi zaman dilimlerinde ve ne kadar verileceğini,  nasıl planlandığını, verilen destekler neticesinde kamuya binen yükün nasıl finanse edileceğini izleyerek görmemiz gerekiyor. Her açıklanan ekonomik pakette olduğu gibi, bu yeni modele de bir uygulama ve kendini gösterme şansı verilecektir.  Biz sanayiciler her türlü tartışmanın dışında kalarak üretime odaklı yaşamımızın nasıl şekilleneceğini bekliyoruz.
 
Böylesine telaş, sevinç, üzüntü ve korkunun iç içe geçtiği bir dönemde sanayicinin, üreticinin durumu aynen duruyordu. Dünya çapında bırakın yükselmeyi, piyasaya arzı düşen ve ne olacağı belli olmayan emtia fiyatları, yüksek enflasyon ve bir gün içinde yükseliş ve düşüşte rekorlar kıran döviz kurları içinde, ‘malı nasıl üretiriz, nasıl fiyatlandırırız ve yerine nasıl koyarız’ denklemlerinin içinden çıkmak hiç de kolay değil.
 
Diğer yandan, küresel salgının farklı varyantlar şeklinde devamı ve hatta ülke sayısı bakımından hızlı yayılışı nedeni ile uluslararası ekonomik faaliyetler ve yerli üretimler bir kez daha sekteye uğruyor. Ülkelerin kapıları bir açılıyor, bir kapanıyor. Bu durum lojistik maliyetlerini arttırmanın ötesinde, üretim ve piyasaya mal arzı ya da tedarik zincirinde ciddi olumsuzluklar doğuruyor. Yeni ekonomik model içinde kurların desteği ile belki tüketime dayalı ithalatı kontrol altına almak mümkün görünürken, üretim ve ihracat çizgisinde gereken hammadde ve ara malı ithalatının kısa ve orta vadede bizi cari fazlaya götürecek şekilde nasıl bir dönüşüm yaşayacağını merakla izliyoruz. Sanayicinin bu kadar çok değişkenin olduğu, değişkenliğin yoğunluğunun ise çok kısa zaman dilimleri içinde gerçekleştiği bir ortamda odaklandığı iki strateji var. Bunlar, bekle-gör ve zararın neresinden dönersen kardır anlayışıdır.
 
Her zaman söylediğimiz gibi, ekonomi ve finans dünyasının karar alıcıları ve uygulayıcıları iş dünyası ile iletişim ve koordinasyonu güçlendirerek, alınacak karar ve uygulamaların reel sektörün gerçeklerine göre planlanması hususunda çok titiz davranmalıdır. Ülke için özellikle büyük değişimler ise anında ortak kararlar üreterek, her zaman o zorlu yolda yürümemizi kolaylaştıracaktır. Ülke sanayicisi sadece bir telefon uzaklıkta ve ülkesi için gereğini yapmaya hazır beklemektedir.   
Hepinize her şeyi ile güzel bir yeni yıl diliyorum.

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir