İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

Sonuçlara Değil Nedenlere Odaklanmalıyız

Geçen yılın son çeyreğinde olduğu gibi, bu yılın ilk çeyrek büyümesi de yüzde 7’nin üstünde geldi. Ancak, piyasalara baktığımızda bu büyümeye karşılık ihtiyatlı bir yaklaşım görmekteyiz.
 
Geçen yılın sonunda elde edilen büyüme rakamına duyulan sevinç, ardından gelen döviz, faiz ve enflasyon rakamları ile yerini ciddi bir tereddüt ortamına bırakmıştır. Bu yılın büyüme rakamlarına yönelik olarak da ciddi bir ihtiyat ve sürdürülebilirlik sorgusu görünmektedir. Gecikmeden dolayı belki de beklenenin üstünde gerçekleşen faiz artışına rağmen, döviz kurunun beklendiği kadar düşmemesi, gelecek portföy yatırımlarının gelmemesi, durumu sadece faiz-kur kıskacı olarak açıklamanın yeterli olmayacağını göstermektedir. Ortada bir risk algısı var, ancak daha da önemlisi bir bilinmezlik ortamı söz konusudur. Riskleri bir şekilde hesap ederek yönetmek mümkün olabilir, ancak bilinmezliği yönetmek imkansızdır. Bu nedenle, Türkiye girilen seçim atmosferinin yanında kırılgan ülkelerin aleyhine gelişen dış ekonomik koşullar yüzünden de zor bir dönemden geçmektedir.
 
Görünen odur ki; seçimin sonucu ne olursa olsun, Türkiye ekonomisindeki yapı bozulmasının bugünden yarına düzeltilmesi mümkün görünmemektedir. Korkulan, geçmişte yaşanan acı reçetelerin tekrar masaya konmasıdır. Yapılması gereken, bu sürecin mantıklı ve kontrollü yönetilmesidir. Başbakan Yardımcısı Şimşek; OVP büyüme hedefinin (yüzde 5,5) bu kadar yüksek olmadığını, Maliye Bakanı Ağbal ise; bütçe dengesi için yapılacak harcama kısıntıları, vergi ayarlamaları ve zamlarla enflasyonla mücadeleye öncelik verileceğini belirtmektedirler. Tek temennimiz bunlar için geç kalmış olmamaktır.
 
Reel sistemin sahip olduğu ithalata bağımlı ve düşük teknolojiye dayalı üretim modeli nedeniyle şirketlerimizin fon ihtiyaçları artarak sürmektedir. Ancak, fonlama koşulları gittikçe daha da zorlaşmakta ve maliyetleri artmaktadır. ABD Merkez Bankası’nın faiz artışı ve bilanço küçültme çabalarının etkileri hissedilmektedir. Avrupa Merkez Bankası da aynı yola geçme kararındadır. Bu da yabancı sermayenin daha da seçici olacağı ve kırılgan ekonomilerden uzak durmaya çalışacağı anlamına gelmektedir. Türkiye gibi ülkelere sadece spekülatif sermayenin ilgi göstereceği düşünülmektedir.
 
Küresel ve ulusal ekonomik tespitlerin şirketlerimize yansıması da İSO tarafından açıklanan “Türkiye’nin ilk 500 Sanayi Kuruluşu” listesindeki detaylarda görülmektedir. Son 13 yılın en büyük reel büyümesine imza atılmıştır.
Üretimin ülkenin sigortası olduğu bir kez daha ortaya konmuştur. Ancak;
 
Borçlanma artmış, öz kaynaklar düşmüştür. Öz kaynak ile finansman çok sınırlı kalmıştır.
Faaliyet karının yüzde 49,8’i finansman giderlerine kullanılmıştır.
Duran varlıklardaki gerileme devam etmektedir. Bu durum, yatırım iştahını kesmiştir.
Yüksek teknolojiye dayalı üretim vizyonu hala sanayimize yerleşmemiştir.
Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı hala rekabet ettiğimiz ülkelerin gerisindedir.
Yaşanılan finansal sarsıntılar, iç ve dış politik ortamlar nedeniyle artan belirsizlik, teknolojik ve kapasite artırımı odaklı yatırımlarının önünü kesmiştir.
Faiz ve kur dalgalanmaları sermaye birikimini etkilemiştir.
Türkiye olarak bu ortamdan çıkma potansiyelimizin ve gücümüzün olduğu unutulmamalıdır.
Üzerinde dikkatle çalışılması gereken alanlar vardır.
Bunlardan ilki;
 
Ekonomi dışı gözüken ama ekonomiyi doğrudan etkileyen faktörleri, ekonominin gelişmesi yönünde yapılandırmaktır. Bugün artık herkesin mutabık olduğu şekilde, OHAL’in kaldırılması gereklidir. Barış ve uzlaşma temeli üzerinde hukukun üstünlüğünün tekrar tesis edilmesi, Kuvvetler ayrılığının fiilen hayata geçirilmesi, Özgürlükçü ve çağdaş bir anlayışın eğitimden, basına kadar tüm sosyal, ekonomik ve kültürel alanlara yansıtılması, AB ile ilişkilerin normale döndürülmesi, Mevcut sorunları çözmeye, yeni sorunları çıkmadan önlemeye yönelik “Yurtta Barış, Dünyada Barış” anlayışının tekrar dış politikamıza hakim olması, Kamuda liyakata dayalı bir yapının oluşturulması ve bu yapının özellikle ekonomi yönetiminde hakim kılınması önemlidir.
 
Diğer çalışılması gereken alan ise, kısa vadeli riskleri minimize eden, kırılganlığı azaltacak makro finansal bir yapının kurulmasıdır. Kendi gerçekleri içinde yönetilen ama birbirini destekleyici para ve maliye politikalarının uygulanması, bu politikaları üretecek ve uygulayacak kurumların her türlü siyasi baskıdan uzak ama performans değerlendirmesi içinde tutulması, başta teşvik ve destekler olmak üzere tüm kaynakların üretim ve istihdam yaratan bir model içinde yapılandırılması, bankacılık sektörünün harcamadan ziyade, yatırımı destekleyen bir anlayışa geçmesinin sağlanması gibi adımlar olmalıdır.
 
Ve tüm bu çalışmaları kapsayan yapısal reformlar dediğimiz köklü değişim ve gelişim çalışmalarının öncelikli olarak uygulamaya konması gereklidir. Hepimizin en büyük dileği, 25 Haziran sabahında döviz, kur, faiz, enflasyon, cari açık, bütçe açığı, işsizlik, eğitim-sağlık ve hukuk alanındaki eksiklerimiz gibi pek çok sorun alanının çözüleceğine dair umutları içimizde hissetmektir. Ülkemizin birlik, beraberlik, bütünlük, barış ve istikrar içinde büyümesi ve gelişmesi, insanımızın mutlu olması her şeyin önündedir.
 
Bugün bu dergi elinize ulaştığında, 24 Haziran’ın sandık sonuçları ortaya çıkmış olacaktır. Dileğim, Türkiye için hayırlısının olmasıdır.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir