İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi
Adres: M. Kemal Atatürk Bulvarı No : 42 35620 Çiğli / İZMİR

Telefon::(232) 376 71 76
Faks::(232) 376 71 00

Harita

Başkanın Kaleminden

1 Nisan’ı Beklerken

Değerli Sanayici Dostlarım ;
 
Son yıllarda Türkiye ekonomisinde bahar rüzgarlarının estiği dönemlere baktığımızda, genelde pek çoğunun arkasında küresel rüzgarların Türkiye lehine esmesinin yoğun etkisini görürüz. Bazen küresel finansal ve siyasi gidişat, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler lehine gelişir. Eğer bu ülkeler rüzgarları yelkenlerine iyi doldurabilirse ve belli bir hedefi varsa güzel yol alırlar. Ancak, Türkiye’nin ekonomik ve finansal geçmişimize baktığımızda, böylesi dönemleri kısa vadeli rahatlamalar ile geçiştirdiğimizi, uzun vadeli yapısal adımları ötelediğimizi üzülerek görüyoruz.
 
Son dönemlerde Türkiye kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan sıkıntılarla uğraşırken, küresel rüzgarlar da aleyhimize esmektedir. Bunda dünya ekonomisinin düşük büyüme döngüsünü kırmasını engelleyen yapısal sorunların bir hayli etkin olduğunu görmekteyiz.
 
Dünyanın önde gelen ekonomilerinde nüfusun yaşlanmakta olması, verimlilik artışlarının yavaşlaması, sanayi sektöründe ve özellikle bazı stratejik sektörlerde fazla kapasite yaratılmış olması, dünyada gelir dağılımı eşitsizliğinin giderek büyümesi neticesinde küresel ekonomide büyüyen talep yetersizliği gibi etkenler ön planda yer alıyor.
 
Bu yapısal faktörlerin etkisi ekonomik büyümeleri olumsuz etkilerken; pek çok hükümet, düşük faiz ve genişlemeci maliye politikalarına dayanmayı tercih ettiler. Türkiye’de bu genişlemeci politikaların en önemli sonucu ise altından kalkması iyice zorlaşan borçlanmalar olarak ortaya çıktı.
 
Ayrıca, döviz kurlarındaki aşırı oynaklık, Türkiye gibi üretimde ve satışta dünyaya bağlı olan bir ekonomide ciddi  sıkıntı ortamı yarattı. Dünyada ise bu tür sıkıntılı ortamların politik yansıması olarak; pek çok ülkede Trump gibi popülist, günlük hatta anlık yaşayan liderlerin sayısı arttı. Bu tip liderler ne zaman, ne yapacakları belli olmadan dünyanın siyasi ve finansal dengeleri ile oynamayı bir güç gösterisi haline getirdiler.  
 
Piyasalarda ve ülkelerde çok kısa bir süre öncesine kadar küreselleşemeyenlerin yok olacağı fikri hakimken, bugün küreselleşme karşıtlığının güç kazandığını, özellikle büyük ekonomilerde korumacı politikaların güçlendiğini görüyoruz. Korumacı politikaların fitilini ateşlediği ticaret savaşları tehdidi dünya ekonomisinin büyüme iştahını frenlediği gibi, Türkiye gibi ülkeler için daralan, sıkışan, rekabet ortamının çok daha sertleştiği piyasalar yaratıyor. Bir de bu tür ülkelerin içinde bulunduğu siyasi, politik ortamlar sürekli gerginlikler ile besleniyorsa, o ülkelerin artan risk primleri, o ülkelerde sadece yatırım yapma isteğini değil, iş yapma isteğini de törpüleyebilmektedir. Bu durum,  sermayenin üretim dışında “rant” olarak tanımlayabileceğimiz alanlara kaymasına neden olmaktadır.
 
Türkiye ekonomisinin yapısal sorunları ve günlük durumu, bu küresel gelişmelerin de katkısı ile toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkilemektedir. Ekonominin özellikle üretim ve istihdam ayaklarına baktığımızda, düşen bir sanayi üretimi ve artan bir işsizlik gerçeği ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. Makro ekonomik dengelere bakıldığında ise Türkiye ekonomisi; tasarruf açığı, bütçe açığı, cari açık ile üçlü bir açık pozisyonundadır. İhracat gelirimiz artmasına rağmen ucuz fiyata satmak zorunluluğumuz devam ediyor ve girdi maliyetlerimizin yaklaşık yüzde 65’i dolar kuruna bağlı olduğundan, işimizi pahalıya yapıyoruz. Satsak bile para kazanamıyoruz.
 
Türkiye’nin ekonomik fotoğrafında dikkat çelen bir başka nokta ise, ekonomi yavaşlarken enflasyonun ciddi bir sorun olarak devam etmesidir. Enflasyonu çok  ciddi bir sorun olarak yaşayan üç ülkeden biri olan Venezuela’da bu sorunlara ulusal ve uluslararası siyasi sorunlar eşlik ediyor. Arjantin ise ekonomide istikrar için klasik çözüm yolu görülen IMF ile anlaşmayı seçti. Türkiye ise, büyüme sorunu yaşarken, bu sorunun yanında enflasyon sorunu ile de boğuşuyor. Türkiye ekonomisi bu görünümü ile küresel ekonomi içinde  özel değerlendirilen bir vaka haline gelmiştir.
 
Bu özel durumu yaratan nedenleri inceleyen uluslararası uzmanlar ve kuruluşlar, 2011 yılında yakalanan yüzde 11’lik büyüme oranı sonrasındaki dönemi işaret etmektedirler. Son kez 2010 yılında enflasyon TCMB’nin öngörüsü altında kalmıştı. Ancak 2011 sonrasında eğilim, hedeflenen enflasyon ile gerçekleşen enflasyon arasındaki sapmanın artması yönünde gelişti. Türkiye durgunluk içinde enflasyonu yaşayan bir ekonomik yapıya döndü.
Bu sapmaların ve içine girilen bu yapının nedenleri ile ilgili pek çok görüş vardır.
 
Ekonomi yönetiminde bazı temel kuralların ve kurumların göz ardı edilmesi, küresel likidite bolluğunun cazibesine kapılan reel sektörün bolca borçlanması, bir gün sona ermesi kaçınılmaz olan bu parasal genişlemenin biteceği öngörüsü ile ilgili program ve stratejilerin oluşturulmasında geç kalınması, enflasyon hedeflemesinin bir anlamda terk edilmesi gibi değerlendirmeler ortaya çıktı.
 
Piyasalarla ilgili yapacağımız değerlendirmelerde bize sağlıklı bir bilgi verecek önemli bir veri de faizler düşerken, kredi hacminin daralıyor olmasıdır. Bu ekonomi bir bütün olarak istikrarlı bir çizgiye girmeden, ister yeni yatırım için olsun, ister  revizyon veya finansal yeniden yapılanma için olsun başta KOBİ’lerimiz olmak üzere tüm işletmelerimizin ciddi bir bekleme ve izleme dönemi içinde olduğunu göstermektedir. 
 
Ancak, şu da bir gerçektir ki; sorunların yapısal çözümlerini ötelediğimiz her gün, sorunların derinleşmesine neden olmaktadır. Ne yazık ki, Türkiye şimdi de 1 Nisan sabahını beklemeye başlamıştır.
 
 
 

 

İAOSB Yerleşim PlanıİAOSB MedyaİAOSB Haber DergisiİAOSB Tanıtım FilmiİAOSB Dosya İndir